AKLIN ANLAM ARAYISI

Proje Başlığı:

Yazar:
 Ömer Hoca
Tarih:
 23.2.2014
Kategori:
Vakıf Yayınları

AKLIN ANLAM ARAYIŞI

 

İnsan evrende karşılaştığı her şeyin hakikatini arar. Varlığın “neden ve niçinini, anlam ve amacını” karşı konulmaz bir biçimde merak eder. İşin nereye varacağını bilmek için çırpınır durur. Başına gelen musibetlerin ve kendisine lutfedilen nimetlerin gerekçelerini öğrenmek ister.

İnsan kendi anlamını çözmek için, geldiği ve gideceği yere baktığında yolun başı annesinin karnı gibi görünüyor ve sonu toprağın altı gibi duruyor. İki tarafta karanlık ve bilgi vermekten uzak. Görünüşte bu iki karanlığın arasında yolun aydınlık kısmı olarak hayat var. Gerçekte ise öncesinden ve sonrasından bağımsız olarak bu aydınlık kısmın anlaşılması da imkansız.

Bugün düşündüğünü yarın beğenmeyen, şu anda benimsediği şeyden az sonra vazgeçen insan, bu keyfilik ve istikrarsızlık içinde var oluşun sırrını nasıl çözecek; hayatı hangi anın doğrularına göre anlamlandıracak ve bir girdabın içinde savrulan kararlarını neye göre, hangi sabit prensiplere bağlayacaktır?

Varlığın hakikatine dair sorulan sorulara yalnızca aklına güvenerek cevap arayan felsefecilerin binlerce yıllık çabası sonuçsuz kalmıştır. Felsefe, insanın gerçeğe karşı tutkulu arayışını temsil ettiği müddetçe faydalıdır. Akla idman yaptıran bu tür tefekkürler, hikmet meyvelerinin olgunlaşmasına vesile olur. Fakat felsefe, aklını ilah edinen kibirli nefislerin “her meseleyi aklıyla çözeceği” iddiasına hizmet ederse, o zaman nefsin arzuları fikir şekline girmiş, şeytanın vesveseleri akli çıkarımlar suretine bürünmüş ve zihni aldatmış olur. Kendini her şeyin üzerinde görme za’fı ve arzularına göre hüküm verme keyfiliği, ahsen-i takvimdeki insanı, aşağıların aşağısına iter. Zor bir problem karşısında afallayan akıl, her şeyin sırrını kendi başına çözeceğini nasıl iddia edebilir?

İnsanın gaye ve vazifesini inançsız felsefeciler belirleyemez. Çünkü onlar, her şeyin içyüzünü kuşatan vahiy bilgisinden mahrumdur. Cahil adam Orhun kitabelerini görse, bahçe duvarında kullanmayı düşünür. Onun gözünde kitabenin değeri taş olmaktan öteye geçmez. Çünkü taşa kazınmış ‘insanlık mirasını’ anlamsız çizgiler olarak görür. Maneviyat cahili olan inançsız düşünürlerde, insana yalnızca “hayvani hislere sahip konuşan bir mahluk” olarak baktığından ruhundaki manevi hazineyi fark edememiş ve ona, “oynayıp eğlenmek için yaratılmış akıllı bir varlık” rolünü biçmiştir.

Akıl, deneysel konularda düzenli ve dikkatli çalışmalarla mükemmel sonuçlara ulaşabilir; fakat gayba/görünmeyene ait konularda aciz ve yardıma muhtaçtır. İnançsız kimsenin kütüphaneleri yutsa bile çözemeyeceği gayba ve varlığın esrarına ait nice meseleyi, okuma yazma bilmeyen bir mümin kalbindeki imanın ışığıyla görür, anlar, halleder. İman, ilimlerin en üstünü olan Allah’ı tanıma/marifetullah ilmini içinde taşır. Yaratıcısını tanıyan kul, kendi hakikatinden başlayıp kainatı kuşatan gerçekliklere kadar her şeyi anlamlandırma imkanına kavuşur. Bu yönüyle iman, doruk deneyimlerin en üstünüdür. İnsan, Rabbine inandığı anda, etrafının mucizelerle sarılı olduğunu fark eder. Onun gözünde varlık; birden bire kaostan düzene, abesiyetten hikmete, amaçsızlıktan anlamlı gayelere, yokluğa yolculuktan ebedi varlığa, sahipsizlikten Merhametli Yaratıcıya ait olmaya hicret eder. Bu iman sayesinde insan, varlığın üzerinde “anlamın kalp atışlarını” duymaya başlar.

This template supports the sidebar's widgets. Add one or use Full Width layout.